11 Temmuz 2026 - Cumartesi

KAMU DAİRELERİNDE İSRAF...

KAMU DAİRELERİNDE İSRAF...

Yazar - AZİZ ARSLAN
Okuma Süresi: 4 dk.
AZİZ ARSLAN

AZİZ ARSLAN

-
Google News

Geçenlerde yolum bir devlet kurumuna düştü. İşlemlerimin yapılmasını beklerken bir yandan da etrafı gözlemliyordum. Orada şahit olduğum manzara, aslında hepimizin çözüm bekleyen ortak bir sancısıdır.

Merak eden okurlarım için hemen açıklayayım: Neyin nesiydi bu manzara?

Şöyle ki...

Bir kamu kurumunda işlemlerimin yapılacağı odanın içini; güneş, gün ışığıyla cömertçe aydınlatıyordu. Ancak gel gör ki; tavandaki 'LED' lambaları, güneşle yarışır gibi inatla yanmaya devam ediyordu ve kimsenin umurunda değildi. Neden olsun ki? O fatura o an kimsenin "cebinden" çıkmıyordu; ama devletin kesesinden, doğrudan vatandaşın omzuna yüklenmekteydi.

Kıymetli okurlarım, kamuda israf konusunu birçok kez dile getirdim ve getiriyorum. Ancak her nedense kamu kurumlarındaki bireysel israf ve vurdumduymazlık, maalesef devletin en kılcal damarlarına kadar sızmış bir ihmal zincirine dönüşmüş durumda. Sadece aydınlatma lambaları mı? Elbette hayır...

Keyfi ve özel işlerinde kullanılan resmi araçlar ve su gibi harcanan yakıtlar,

Sınırsızca basılan kağıtlar ve dakikalar içinde tüketilen tonerler,

Gereksiz yeni kamu binaları, mobilyalar, masa ve koltuklar,

"Devletin malı deniz" mantığıyla israf edilen her türlü imkan...

Eski Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın o meşhur sözü hala kulaklarımda çınlıyor:

"Kamu kurumlarında yapılan israflar kontrol altına alınsa, bu ülkede vergi almaya gerek kalmaz."

İsrafın vahametini ne güzel özetlemiş sayın Arınç...

Ezcümle, bu tablo aslında ahlaki bir yozlaşmanın vesikasıdır. Eğer bir bedel doğrudan cüzdanımıza dokunmuyor, ucu bize temas etmiyorsa, o kaynağı korumak derdimiz olmuyor. Bu durum, vicdanın sesini kısıp "adam sendecilik" akımına kapılmaktır... Bir akrabamın misafirlikte ölçüyü kaçıranlar için söylediği o meşhur sözünü dikkatlere sunmak istiyorum; "Saman bedavaysa, samanlık da mı bedava?" Bedelini o an nakit ödemediğin her kaynağın yükünü, gün gelir ya bedeninle ya da ağır bir vicdan azabıyla yine sen ödersin.

Bediüzzaman’ın şu tespiti, bugün içine düştüğümüz durumun vahametini bir ayna gibi yüzümüze tutuyor:

"İktisat ve kanaat yerine israf ve sefahet; sa’y ve hizmet yerine tembellik ve istirahat meyli galebe çaldığından, biçare beşeri hem gayet fakir hem gayet tembel eyledi."

Dolayısıyla, mülkün gerçek sahibinin Allah olduğunu bilen bir Müslüman için "bedava" diye bir kavram yoktur. İslam, nefis terbiyesini tam da bu noktadan başlatır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), akan bir nehrin kenarında abdest alan Hz. Sa’d’a, "Akan bir nehirde bile olsan israf etme!" buyururken... aslında bizlere bir medeniyet tasavvuru çizmiştir. Asıl maharet darlıkta kemer sıkmak değil; bollukta ve "sahipsiz" görünenin karşısında o ahlaki duruşu bozmamaktır.

Allah Teâlâ açıkça uyarmakta;

"...Yiyin, için fakat israf etmeyin.

Çünkü Allah, israf edenleri sevmez."

(A'râf, 31- En'am,141)

Sonuç Olarak;

İsrafı bir kişi durdurmaz; ama sorumluluğunun bilincinde olan bir yönetici, denetleyen bir sistem ve bunu talep eden bilinçli bir toplum durdura bilir. Dolayısıyla kendi mülkümüze değil, kamu malına da aynı hassasiyetle yaklaşmalıyız. Unutmamalıyız ki: Kamu hakkı, Kul hakkıdır. Devletin ödediği her faturanın bedeli... Yetimin hakkından, hastanın ilacından, öğrencinin bursundan eksilmektedir. Özetle, o lambaların boş yere yanışı ve gereksiz israf edilen her türlü imkan... amel defterimize "kul hakkı" olarak birer not olarak kaydedilmektedir.

İster inanın,

İster inanmayın...

Yazıcı melekler kaydetmektedir.

Vesselâm.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları