DOĞURGANLIK NÜFUSUMUZ NE ALEMDE?
DOĞURGANLIK NÜFUSUMUZ NE ALEMDE?

AZİZ ARSLAN
-Nüfus oranlarına ilişkin yaptığım araştırmada elde ettiğim verilere göre, ülkemizde 2002 yılında binde 18,6 olan doğurganlık hızı, 2024 yılında binde 11'e gerileyerek %41 oranında azaldı. Benzer şekilde, toplam doğurganlık hızı da 2,17’den 1,48’e gerileyerek nüfus yenileme eşiğinin oldukça altında kaldı.
Özetle; Birleşmiş Milletlere bağlı uluslararası kuruluşların, sözde kadın istihdamını artıran ya da bu yönde reform yapan devletlere kredi ve teknik destek sağladığı ortaya çıktı. Bu destekler doğrudan devlet bütçelerine, kamu projelerine aktarılmakta ve özel sektöre teşvik olarak sunulmaktadır. Süreci yöneten ana aktör ise Dünya Bankası'dır ve sunulan milyarlarca dolarlık kredi paketleriyle ülkeleri bu alana yönlendirirken hayata geçirilmesi istenen projelerle sadece ekonomiyi değil, aile yapısını da zayıflatarak toplumları yeniden şekillendirmeyi hedeflemektedir. Nitekim bu durum; küresel güçlerin kadın istihdamı üzerinden, sistematik bir şekilde aile yapısını hedef aldığının net bir göstergesidir.
Şöyle ki...
Bosna Hersek'te 10 binlerce kadın çalışmak için dışarı çıkarıldı.
Kuzey Makedonya'da yüzlerce kadın bakım sektörüne dahil edildi.
Daha sayamadığım birçok ülke var!
Türkiye’de ise milyon avroluk garanti paralarla kadın istihdamı teşvik ediliyor. Benzer şekilde Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği de devrede; sözde ortak projeler üzerinden kadın istihdamı için fonlar ve hibeler dağıtılıyor. Şimdi soruyorum: Kadın istihdamı gerçekten ekonomik bir ihtiyaç mı, yoksa küresel bir yönlendirme mi?
Sonuç olarak;
- Aile çöküyor…
- Sosyoloji allak bullak oldu.
- Boşanma oranları tavan yaptı.
- 1+1 evlerde aile nasıl korunur ve nasıl yaşaya bilir?
- Toplum yaşlanıyor…
- Genç nesil nüfusu hızla düşmekte...
- Türkiye, dinamik enerjisini kaybediyor…
- Gençler 30 ile 35 yaşından önce evlenemiyor. Peki bu gençler nasıl bir aile kurup çocuk yapacaklar?
Bir yandan küresel finans projeleriyle aile yapısını zayıflatırken, bir diğer tarafta kendi ellerimizle var ettiğimiz 12 yıllık zorunlu eğitim sistemi, ülke sanayisini çırak ve usta bulamaz bir hâle getirip diplomalı işsizler ordusu yaratırken, çocuklarımızın zihnini ve ahlakını da talan etmektedir. Bu mevcut eğitim modelinin yapısal bir enkaz olduğunu ve kadın istihdamının aile yapısını hedef aldığını anlamak için daha ne kadar bekleyeceğiz?
Kıymetli okurlarım, Bediüzzaman Said Nursi’nin dikkat çekici ifadesini dikkatlere sunmadan geçemeyeceğim...
Bediüzzaman; "Kadınlar yuvalarından çıkıp, beşeri yoldan çıkarmış; yuvalarına dönmeli. ‘Mim’siz medeniyet, tâife-i nisâyı yuvalardan uçurmuş, hürmetleri de kırmış, mebzul metâı yapmış. Şer’-i İslâm onları rahmeten dâvet eder eski yuvalarına. Hürmetleri orada; rahatları evlerde, hayat-ı âilede." diye buyurmuş.
Ezcümle; bizi yöneten idarecilerimiz Bediüzzaman’ın reçetelerini rehber edinmedikleri; aileyi, nesli ve toplumu muhafaza edecek tedbirleri almadıkları müddetçe; Türkiye, yaşlı bir Avrupa’nın akıbetine uğrayacak ve ahlaki bir çöküşle sadece genç nüfusunu değil; ruhunu, İslami örfünü ve geleneklerini de kaybedecektir!
Hâsılıkelam; konuyu daha fazla uzatmadan, yazımı Merhum Aliya İzzetbegoviç’in şu veciz ifadesiyle noktalamak istiyorum...
"Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir."
Şimdiden İslam aleminin ve okurlarımın Kurban Bayramı'nı içtenlikle tebrik ediyor; bu mübarek günlerin tüm insanlığa barış, birlik ve dayanışma getirmesini Allah Teâlâ’dan niyaz ediyorum.
Selam ve dua ile.