YOL VE KALDIRIM İŞGALLERİ...
YOL VE KALDIRIM İŞGALLERİ...

AZİZ ARSLAN
-Kıymetli okurlarım! Hiç düşündünüz mü? Günlük hayatta farkında olmadan en çok günaha ve kul hakkına girdiğimiz alanlar nerelerdir diye? Aslında bu sorunun cevabı çok uzağımızda değil: Şöyle ki, herkesin ortak kullanımına ait olan alanlar; yani çarşılar, pazarlar, kaldırımlar, caddeler ve sokaklardır...
Özelikle kaldırımları ve sokakları pervasızca işgal eden; sandalyelerini ve kürsülerini dışarı atıp geleni geçeni dik dik süzerek gözleriyle günaha davetiye çıkaranların bu hali, acı bir gerçeği gözler önüne sermektedir.
Ezcümle, kaldırım işgalinden mahremiyete kadar her ihlal, ikaz edildiğinde trajikomik bir savunma refleksiyle, kendilerini aklamaya çalışan tiplerin o bildik cümleleri; güzele bakmak sevaptır. Önümüzden geçmesinler. "Bizim ne suçumuz var?" Şeklinde laf cambazlığıyla suçu başkalarına atabilen ve bu sığ düşünce yapısına sahip olanların kulaklarına küpe olacak Peygamber Efendimizin hadis-i şerifini hatırlatmak isterim.
Allah Resûlü (Aleyhisselâm):
– "Yol ve sokaklara oturmaktan sakınınız" buyurdu.
Sahâbiler:
– “Ya Resûlallah! Bizim yol ve sokaklarda oturmaktan vazgeçmemiz mümkün değil; çünkü lüzumlu işlerimizi, meselelerimizi orada konuşuyoruz” dediler.
Bunun üzerine Resûlullah (Aleyhisselâm):
– “Madem vazgeçemiyorsanız ve mutlaka oturmak zorunda kalıyorsanız, o halde yolun hakkını veriniz” buyurdular.
Merakla sordular:
– “Yolun hakkı nedir ki ya Resûlallah?”
Peygamberimiz (s.a.v.) tek tek sıraladı:
– “Gözü haramlardan korumak, gelip geçene eziyet vermemek, verilen selâma mukabelede bulunmak, iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırma vazifesini yerine getirmek.”
Kıymetli okurlarım! Şimdi sormak lazım: Harama karşı göz kapaklarına hakim olamayanlar, Peygamber Efendimizin bu net uyarısına ne diyecekler? İslam dininde "nemelazımcılık" yoktur. Bir Müslüman, etrafında olup bitene gözünü kapatıp "Bana ne!" diyemez. Toplum olarak iyiliği teşvik etmek, kötülüğü ve arsızlığı engellemekle mükellefiz. Tabi ki bunu yaparken kırıp dökmeden, bağırıp çağırmadan; usulünce, ilimle ve hikmetle hareket etmek zorundayız.
Hülâsa bu yozlaşmayı tamamen bitiremeyiz ve ideal bir toplumu hemen de kuramayız; ama en azından kalbimizde böyle bir derdimizin, bir davamızın olması gerekir. Çünkü inandığımız "İslam dini" bizden tam olarak bunu istiyor.
Yetkililere açık çağrı!...
Kaldırımlar, caddeler ve sokaklar kimsenin kişisel seyir alanı olmadığı gibi; esnafın ya da kahvehanelerin tapulu malıda değildir! Kaldırım işgallerine göz yuman, yayaların hakkını gasp edenlere sessiz kalan yetkili mercileri acilen göreve davet ediyorum. Kaldırımlarımız, caddelerimiz ve sokaklarımız asıl sahiplerine; yani yayalara, kadınlara, çocuklara ve yaşlılara rahatça yürüyebilecekleri şekilde geri verin!
Hâsılıkelam yazımı Mevlânâ’nın dikkat çekici ifadesiyle bitirmek istiyorum...
"İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir,
sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır."
Vesselâm.