İSRAFIN EN KRALI ÜLKEMİZDE
İSRAFIN EN KRALI ÜLKEMİZDE

AZİZ ARSLAN
-Ülkemizde aşırı tüketim ahlaki bir problem haline gelmiş durumda; Evlerden sonra en yüksek gıda israfının gerçekleştiği alanlar; Restoranlar, düğün salonları, hastaneler, yurtlar, yemek servis sektörü ve iş yerlerini kapsamaktadır. Bu sadece görünen bir yüzü; Doğru düzgün kullanılmadan değiştirilen mobilyalar, teknolojik aletler, dolaplarda giyilmeyi bekleyen kıyafetlerin sırası gelmeden yeni kıyafetler ve ayakkabılar; gereksiz, amaçsız ve yararsız aşırı bir tüketim var. İsraf ve lüks hayatı içinde debelenenler; İlahi sorumluluktan kurtulmak ve Allah’ın huzurunda hesap vermekten kaçması mümkün değildir. Öyleyse hesabı bu günden yapmalıyız. Geçmişin muhasebesini yapmadan, geleceği planlamak doğru olmaz.
Allahü Teâlâ; A'raf Suresi 31 ayetinin meâlinde şöyle buyurmakta;
“Ey iman edenler! Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz. Çünkü O, israf edenleri sevmez.”
Kıymetli okurlarım! İlahi mesaja tersten bakarsak mesaj çok açık ve net. Allah, israf etmeyenleri, yani işlerinde orta yolu tutanları sever. Her Müslüman'ın yapacağı tek şey "israf yapmamak" yaşadığımız bu zaman diliminde; Yemek, kıyafet, eşya, zaman ve en önemlisi de insan israfı var! Mütemadiyen zengin fakir ayırt etmeksizin söylüyorum? Bana yoksulluğu ve yokluğu anlat deseler, bir dokunsalar bin ah işitirler benden. Çünkü bolluk içinde yaşayan yeni nesil "Z kuşağına" yokluğun ne olduğunu kısaca özetlemek istiyorum.
Çocukluğumun geçtiği mahallede bir çok insanın ve kendim dahi bir lastik ayakkabımız ve bir pantolonumuz zar zor vardı. İkincisi yoktu. Pantolonlarımızın dizine yama yapılırdı ve bazı pantolonların dizden aşağısı tamamen başka kumaştan dikilir, modası öyleymiş gibi gururla şen şakrak giyilirdi. Büyüklerin kıyafetlerini küçüklerin giymesi, adeta büyümenin bir göstergesi gibiydi...
Şimdilerde ise yeni ama beğenilmeyen elbiseler ve kurumuş küflenmiş poşetler içinde çöplere atılan ekmelerin hadi hesabı yok. Bu nimetlerin değerlendirilmesinde küçükken, Allah rahmet eylesin; Annem bayat ekmekten yumurtalı bir karışım yapardı. Sofrada arta kalan pirinç/bulgurdan da çorba yapardı. Okulda kalemler küçülür, üst kısmına tükenmez kalemin başlığı takılarak uzatılırdı. Okula giderken çantamız olmadığı için kitap ve defterlerimizi siyah naylon poşetlerle taşırdık. Hâsılı... tutumlu olmak için illa yokluk mu lazım? Veya Nimetlerin kıymetini bilmek için yokluk mahrumiyetinimi yaşamalıyız?
Yaşadığımız bu zaman diliminde o kadar bolluk var ki, çok şey heder/israf ediliyor. Birde zaman ve insan israfı var ki akıllara ziyan. Avmlerde, cafelerde, park ve bahçelerde, cadde ve sokaklarda; işsiz, güçsüz ve katma değeri olmayan kaldırım mühendisi genç bir nesil var?
Durun daha bitmedi...
Kamu/kurumlardaki bireysel israflar, hep ihmal ediliyor. Devletin üst tepesinden tutun, en aşağısına kadar. En büyük israf alanı araç ve yakıt kullanımıdır? Eski Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın bir açıklaması vardı. Kamu-Kurumlarında yapılan israflar kontrol altına alınırsa ülkede vergi almaya gerek kalmaz, sözü tam yerinde olsa gerek. Özelikle idarecilerimiz ve toplum olarak yeniden yaşam biçimimizi gözden geçirmeye ihtiyaç var. Bu konu bağlamında; Bediüzzaman'ın dikkat çekici ifadesini dikkatlere sunmak istiyorum:
"İktisat, kanaat yerine, israf ve sefahet; sa’y ve hizmet yerine, tembellik ve istirahat meyli galebe çaldığından biçare beşeri hem gayet fakir, hem gayet tembel eyledi... diye buyurmuş."
Sevgili okurlarım!
Bu yazım; Önce nefsimize, sonra neslimize.
Yazımın uzunluğu İnşaAllah israf olmamıştır.
Selam ve dua ile.

