MEKKE PAKTI NEYİN AKTİ
2000’li yılların başında ABD tarafından ortaya atılan ve uygulanmasına başlanılan Büyük Ortadoğu Projesinde sona yaklaşılırken ortaya çıkan durumun yarattığı enkazın acılarından olup bitenleri anlamakta zorlanıyor olabiliriz.

SİMURG - NİHAT EKİNCİ
-Çünkü proje kapsama alanında bulunan Fas’tan Afganistan’a kadar olan ülkelerin durumlarına baktığımızda savaşların enkazından başka bir şey görmek pek mümkün değil. BOP’ un kapsam alanı içinden bulunan ülkelerdeki iç çatışmalar ve rejim değişiklikleri projenin uygulama biçimi konusunda da bize bazı bilgiler vermeye yetiyor.
BOP Bölge ülkelerinde demokrasiyi, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve serbest piyasa ekonomisini yerleştirerek radikalizmin ve terörizmin kaynağını kurutmayı resmi amaç olarak ortaya koymuştu. Bunan için de Siyasi reformlar, eğitim ve kültür, ekonomik modernizasyon ve güvenlik alanlarını içeren başlıklarda değişimi öngörüyor.
Kabul edelim veya etmeyelim ama şurası bir gerçektir ki şu anda bölgesel bazda boğuştuğumuz meseleler bu amaçların gerçekleştirilmesine yönelik çabalardan kaynaklanmaktadır. Projenin siyasi ve ekonomik boyutlarındaki aşamalar kısmen tamamlanmış görünse de Eğitim ve Kültür boyutu ile güvenlik alanında hala sıkıntıların varlığı açıktır. Bu sebeple kendini tam anlamı ile güvenlik içinde bulmayan ülkelerde yönetimler farklı arayışlar içerisinde bulunmaktadırlar. Devlet aklımı dersiniz, güvenlik endişesinin doğurduğu sonuç mu dersiniz orasını bilemeyiz elbet.
Bir zamanlar BOP eşbaşkanlığı gibi bir misyonumuz vardı. Şimdi bu duruma rağmen ülkemizin güvenliğini garantiye almak için ortaya koyduğumuz inanılmaz çaba ve devlet aklı yaklaşımımız. Proje kapsamında olan ve diğer ülkeler gibi (Libya,Suriye,Irak ve İran) rejim değişikliği veya iç çatışmalara maruz kalmamış ülkelerin bir araya gelerek savunma ve işbirliği anlaşmaları yapmalarını bu çerçevede değerlendirmek daha mantıklı görünmektedir. Ülkelerin iç cephelerini güçlendirme, dış cepheye karşı kalkan oluşturma çabalarını bu anlamda değerlendirmek daha sağlıklı görünmektedir. Egemen ve yayılmacı devletlerin diğer ülkelerin enerji kaynakları ile diğer varlıklarına karşı duyarsız kalmadıkları buldukları ilk fırsatta çıkarlarına göre davrandıkları tarihsel bir gerçeklilik olarak karşımızda duruyor.
Bu amaçlarını gerçekleştirmek için buldukları her yarayı kaşımayı yara yoksa açmayı da çok iyi gerçekleştirme kabiliyetine sahip oldukları tarihsel bir açıklık. O halde buna göre bir pozisyon almak gerekiyordur. Bunu yapmak sadece siyasi partilerin iktidara gelme çabaları ile veya iktidarın kendini koruma ve iktidarını sürdürme gayreti ile sağlamak pek mümkün değil. Topyekün bir birliktelik sağlamak gerekiyor. Bunun için de aklın ve bilimin ışığında sağlıklı ve adil önermelerle ortaya çıkmak yerinde olur ki buna da şimdilerde devlet aklı deniliyor. Yani bunan anlamı gelin sorunu duygusallıktan ve menfaatçilikten uzak bir anlayışla mantıklı olarak çözelim anlayışı.
Ülkemizde bu anlamda atılan adımlar var. İçeride barış süreci olarak adlandırılan Kürt Sorununun silahsız çözümüne yönelik çalışmalar dışarıda ise bölgesel istikrarı savunan ve Mekke Paktı gibi ortak savunmayı güçlendiren çabalar gibi.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması olarak isimlendirilen anlaşma Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan arasında 7 Ağustos 2026 tarihinde imzalanan anlaşmadır. Üç ülkenin bölgenin en güçlü ülkeleri olduğunu belirtmeye gerek yok sanırız. Türkiye'nin savunma sanayi kapasitesi, Suudi Arabistan'ın yüksek finansal kapasitesi ve stratejik coğrafyası, Pakistan'ın ise İslam dünyasındaki tek nükleer güce sahip olan ülke olarak caydırıcılık boyutu ve 250 milyonu aşan nüfusunun antlaşmanın yapılmasında etkili olduğunu belirtebiliriz. Bu ülkelerin aynı zamanda BOP sahibi ülke olan ABD ile yakın ilişki içinde bulunan ülkeler olduğunu da hatırdan çıkarmamak gerekiyor. Peki, hal böyle iken bu savunma anlaşmaları kime karşı yapılıyor? ABD’nin koruma kalkanından duyulan endişeler mi hâsıl oldu yoksa bizim bilmediğimiz başka bir tehlike mi söz konusu?
Daha evvel Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında 8 Temmuz 1937 tarihinde imzalanan ve 1979 tarihinde İran’ın fiili olarak anlaşmadan çekilmesi ile ortada kalan Sadabat Paktı anlaşmasına Suudi Arabistan katılmamıştı. Şimdi Mekke Paktı ile İran gitti. Sadabat Paktında sebep sınır güvenliği olarak gösterilmişti. Anlaşmanın 7. Maddesi Kürtlere yönelik yapılmıştı. Şimdi durumlar farklılaştı.
Ortaya çıkan manzara karşısında düşünülmesi gereken konu şudur; Mekke paktı neyin akti? Kime karşı, neye karşı tedbir alınmış oldu? Ülkemiz bir NATO ülkesi ve bu kapsamda yapılan saldırı NATO savunması garantörlüğünde olmasına rağmen yeni bir pakta ihtiyaç duymuşsak burada ortaya çıkan endişenin de bir sebebi olmalı. Ve asıl soru; bu Batı cephesinden kopmanın işareti mi yoksa batıya çekilen ihtar niteliğinde bir rest mi?