NATO BİTTİ, YA SORUNLAR?
NATO BİTTİ, YA SORUNLAR?

SİMURG - NİHAT EKİNCİ
-7-8 Temmuz tarihlerinde başkent Ankara’da yapılan NATO toplantısını kazasız belasız bir şekilde atlatan ve konu ile ilgili olarak dış basında ihtişamlı bir şekilde yer alan yönetim erkânımız kendilerine yönelik övgülerin tadını çıkarmakla meşgul bu aralar. Kabul edilmelidir ki dünyanın önemli organizasyonlarından biri olan bu toplantıda karşılama ve itibar gösterisi başarılı olmuştur.
Külliyemizin muhteşem görüntüsü eşliğinde mehteran takımının Hüseyni makamında çaldığı ceddin deden marşı ile etrafı inletmesi gelen konuklarımızın kulaklarının pasını attırırken gözlerinin fal taşı gibi açılmasına da vesile olmuş hatta Miçodakis’in yürüyüşünü değiştirmiştir!
Protokol karşılamasındaki kol kola yürüyüş ve samimiyet gösterisini anlatmamıza gerek yok zaten. Dünyanın bir numaralı liderinin bize yönelik övgüleri de yabana atılacak cinsten değil elbet.
Böylesi görkemli bir organizasyon ve karşılamanın bir maliyetinin de olacağı açıktır elbet. 32 NATO üyesi ülkenin yanı sıra Ukrayna, Kore ve Suriye liderlerinin de katılımı ile 35 ülke liderinin katıldığı bu organizasyonun bize getiri ve götürülerini yapmamız lazım.
Bu zirveye ev sahipliği hangi dertlerimize çare ve derman oldu ve olduysa bunun bedeli ne oldu diye düşünmek her vatandaşın hakkı. Basına yansıyan bilgilere göre bu zirvenin gider kalemi 11 milyar liranın üzerinde bir rakama tekabül ediyormuş. Türkiye'nin 2026 yılı savunma harcamasının 48 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Bu rakamın Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'ya (GSYH) oranının ise yüzde 2,85 olması öngörülüyor. Böylesi bir harcamanın yapılacağı bir alanın baş aktörlerini ve karar vericilerini karşılamak için harcanan paranın peşine düşülüp düşülemeyeceği elbette bizim karar vereceğimiz bir iş değil. Eğer harcadığımız bu paralar karşılığında elde edeceğimiz gelir ve nüfuz beklentiyi karşılamışsa ne ala.
Dış dünyaya verdiğimiz mesaj güçlü bir ülke konumunda olduğumuzdur. Hangi alanda derseniz konu NATO olduğuna göre elbette askeri alanda. Buna zaten kimsenin itiraz edeceğini de sanmıyoruz lakin önemli bir konu daha var. Askeri konular dışında kalan alanlarda da aynı organizasyon ve karşılamaları yapabilecek durumda mıyız?
Ekonomide, İnsan Hakları konusunda, Hukukun üstünlüğünde, özgürlüklerin kullanılmasında da aynı başarıları gösterebilecek bir duruma gelirsek karşımızda kimsenin duracağı yok. Tarihe dönüp baktığımızda- ki bu tarihin göstergesi olan bayrak ve sembolleri karşılama merasiminde de göstermiştik-”İslam’ın kılıcı” bir ulus olarak tanımlanma söz konusu. Selçuklu döneminden bu yana Anadolu coğrafyasında taşınan kimlik ve üstlenilen rol bu şekilde. Ancak şimdilerde koşullar da konumlar da değişti elbet. NATO toplantısında yani ev sahipliği yaptığımız toplantıda bulunan tek İslam ülkesinin bizim ülkemiz olması bakış açısının farklılığını da ortaya koymaktadır. ”Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var” dizelerinin okurlarıyız elbet. Lakin artık o zırha karşı koyacak zırha sahip olmak gerektiği de açık. Güçlü olmak için de sadece silaha sahip olmak yetmiyor. Yaşamın diğer alanlarında da gerekli olan adımları atıp güçlenmek gerekiyor. Üretimde, paylaşımda, dağıtımda da aynı anlayışa sahip olmak gerekiyor. Kimsenin bekçisi olmadan ve kimseye muhtaç olmadan elbet.
NATO toplantısı bittiğine göre kendi gerçeklerimize dönmenin vaktidir. Birileri huzura doğru giden ortamımıza çomak sokmadan gerekli adımları atıp iç cephe denilen alanı düzenlememiz lazım. Makyaja falan da gerek yok. Doğrularımız, gerçeklerimiz neyse ona göre hareket ederek. Fragmanı gösterip filmi kötü kurgularsak seyirci aleyhe döner gerçeğini de unutmadan.
Sonuç olarak NATO toplantısı dolayısıyla ortaya çıkan fotoğrafı iyi okumak gerekmektedir. Ancak kamera arkası görüntüleri de unutmamak gerekiyor. Hayatın gerçekleri ile filmdeki roller çoğu zaman aynı kapıya çıkmıyor. İtibardan dışarıda olmasa bile içeride biraz fedakârlık yaparak aç ve açıkta olan diğer sorunlarımızla ilgilenmenin zamanı geçiyor hatırlatalım istedik.