TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞME VE DEMOKRASİ
TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞME VE DEMOKRASİ

SİMURG - NİHAT EKİNCİ
-Hayatta zor bir işle karşı karşıya kaldığımızda, duruma uygun bir atasözü ile karşılaşırız; “Deveye Hendek Atlatmak”. Deveye hendek atlatmak zordur çünkü deve zıplayamıyor. Zıplayamadığı için de hendeğin üzerinden atlayamıyor. Adı üstünde deve yani at değil ki atlasın!
Ülkemizin sorunları öylesine karışık bir yumağa çevrilmiş ki bu yumağın iplerini çözmek deveye hendek atlatmaktan da beter olmuş. Yumağı yaksan yanmaz, atsan yuvarlandıkça daha çok karışıp büyüyecek, kullanmaya kalksan iplerin karışıklığını çözmek ayrı bir musibet…
Bütün bu zorluğa rağmen ülke sorunlarının çözülmesi gerekiyor. Bu sorunların çözümünün çatışarak, kavga ederek, savaşarak, yakınarak sağlanamayacağı gün gibi ortada. Netice itibariyle ya sorunu çözecek iradeyi ortaya koyacağız ya da sorun bizi çözecek ve topyekûn yok olacağız.
Şimdi aklıselim düşünelim hangisi işimize gelir? Hangisi daha sağlıklı?
Yok, olmak mı?
Sorunları anlaşarak çözmek mi?
Yüz yıllık bir çalkantıdan sonra geldiğimiz nokta sorunun çözümünün daha mantıklı olacağıdır. Bir sorunu çözmeye çalıştığınızda sorunla ilgilenildiği veya uğraşıldığı dönemlerde ortaya çıkan olumsuzlukları ortadan kaldırmanın imkânı yok. Ama ve lakin ortaya çıkardığı tahribatları en aza indirmek ve yenilerinin ortaya çıkmasına mani olmak imkân dâhilinde olacaktır.
Türkiye’de Kürt sorunu olarak adlandırılan meselenin nasıl bir kör düğüme evrildiğini bilmeyenimiz yok. Bu sorunun çözümü noktasında yüz yıl sonra dahi olsa şimdi imkân veya ışık görünüyor gibi oldu. Bu girişimleri olumluya evirmek için herkesin elinden gelen gayreti göstermesi gerekiyor. Bu süreçte canından, malından, yerinden, yurdundan, özgürlüğünden olanlar var. Bütün bu insanların hassasiyetlerini anlamak ve acılarına merhem olmaya çabalamak gerekiyor. Zaten bu acıları yaşayanların talepleri de yeni acıların yaşanmamasına yöneliktir.
Çorbada tuzu olsun isteyenlerden beklenti de pozitif katkıdır. Gelen eleştirileri empati yoluyla değerlendirmekte fayda var. Sorunun çözümünün sağlanması amacıyla ilk kez parlamento çatışı altında “Milli Dayanışma, kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” adıyla parlamentoda üyesi bulunan siyasi partilerin katılımı ile bir komisyon kuruldu. Bazı anlayışlara sahip kesimlerin üye vermemiş olması istisnai bir durum olarak görülmelidir. Bu komisyon aylarca yaptığı değerlendirmelerden sonra bir rapor hazırladı ve rapor parlamento bünyesinde değerlendirilerek karara bağlandı ve kamuoyuna açıklandı. Raporun yetersizliklerinden ve eksikliklerinden söz eden siyasi kesimlerin eleştirileri de yine kamuoyu tarafından takip edildi. Ardından bu komisyon kararına atıfta bulunan yasal çerçeve hazırlıkları başladı. Bu süreç de kolay olmadı ama netice itibariyle” Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” adıyla bir yasa teklifi hazırlandı ve parlamentoda 467 oy ile kabul edildi.
Yasa demokratik açılım eksikliklerinden dolayı bazı parlamenterler ve siyasi partiler tarafından yeterli görülmeyerek kabul edilmedi ve eleştirildi. Bu kesimlerin sağ ve sol siyasi cenahların en uç noktalarındaki siyasiler olduğu gerçeği de ortada duruyor. EMEP ve İşçi partisi ile İYİ parti gibi.
Parlamentoda büyük bir çoğunluk tarafından kabul edilen yasa tabana çok iyi şekilde ve aynı duyarlılıkla anlatılmak durumunda. Eğer vekiller ikna olmuş ise halkın ikna olmamasının hiçbir gerekçesi olamaz bu nedenle vekiller yasadan ne anladıklarını tatil yapma yerine halka giderek anlatmak durumunda olmalılar.
Bu arada hatırdan çıkarılmaması gereken temel bir gerçekliliğimiz var. Eğer Demokratik adımların atılması konusunda harekete geçilmezse kamuoyunun pozitif olan algısının değişmesi an meselesine dönüşebilir. Çünkü ülkemiz ağır ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlarla karşı karşıya. Bölgemiz zaten ateş çemberi. Demokrasinin göstergesi ise ifade özgürlüğünün sağlanmasından geçer.
Hukuk kurallarının işletilmesinden geçer, siyaset yapma imkânının tanınmasından geçer, baskıların olmamasından geçer. Demokrasi ve özgürlükleri geliştirdiğimiz ölçüde gerçekleri daha iyi görme ve konuşma şansımız olur. Bu hem iktidarın hem de muhalefetin işine gelir. Halk en azından derdini özgürce anlattığında bir rahatlama hisseder. O zaman toplumsal bütünleşmeyi sağlamamız da daha kolay ve mümkün olur. Kısaca demokrasi ve özgürlükler olmazsa toplumsal bütünleşmeyi sağlamakta bir hayli zorlanırız.