DOMUZ ÇARPTI
Her şehrin kendine özgü hikâyeleri vardır. Yaşanır, dilden dile dolaşır bazıları kalıcı olur bazıları ise zaman içerisinde unutulur gider. Oysa bir çok konu gibi bu yaşanmışlıkların ya da hikâyelerin de kentin hafızasına kaydedilmesi gerekiyor.

SİMURG - NİHAT EKİNCİ
-Bunu da yeri geldiğinde ya da denk geldiğinde hatırlamaktan ziyade yazarak gelecek kuşaklara aktarmak gerekiyor. Batmanımızın da enteresan hikâyeleri var. Bunlardan biri de kent içinde yaşayan hayvanlarla ilgili. Tabi bu konu sadece hayvanlarla ilgili değil insan hayvan iletişimi ve doğa teknoloji ve hayvan ilişkileri ile de ilgilidir. Lakin hepsinden önemlisi bakış açısı da önemli bir yer tutar bu hikâyelerin veya olayların yaşanmışlığında.
Bu hafta bu konuya değinmek istedik. Batman’da yaşanmış hikâyelerden bir kaçını örnekleyerek konuyu hatırlatalım.
İlk konumuz kent içindeki besicilikle ilgili. Köyden kente dönüşen bir il olduğumuz için gelişen olaylarda bununla bağlantılı olur. Kentin peyzaj çalışmaları çerçevesinde yeşil alanların yaygınlaştırılması amacı ile yolların orta bölümüne çim ve fidan dikimi çalışmaları yürütülmektedir. Bu arada seçimler olmuş Belediye Başkanlığını halkın büyük kesiminin desteklediği siyasetçiler kazanmıştır. Sahiplenme acayip şekilde güçlü. Herkes Belediye çalışmalarını ve belediye yetkisindeki işleri babasının malı gibi korumaya almış ve kolluyor. Bu arada kent içinde besicilik yapan bir annemiz de almış koyunlarını yolun ortasında yeşil alan olarak belirlenip çim ekilmiş bölgede otlatmaya başlamış. Duyarlı vatandaşlar ikna edemeyince belediye ekiplerine haber verilmiş. Ekip gelip koyunlarını çimlerde otlatan anneye yaptığının yanlış olduğunu bu çimlerin hayvan otlatmak için ekilmediğini anlatmışlar ve bu davranışından vazgeçmesi gerektiğini aksi halde cezayı yaptırımla karşı karşıya kalacağını belirtmişler. Kadının çimleri otlak olarak değerlendirip koyunlarını otlatması ekiplere ne kadar ilginç gelmiş ise ekiptekilerin anlatımları da kadına o kadar ilginç gelmiş ve koyunlarına bakarak taleplerini yerine getirmeyeceğini belirtmiş gerekçesi de hazırmış.”Belediye bizim değil mi o zaman ben de koyunlarımı istediğim yerde otlatırım!”
İkinci hikayemiz yine kent içinde hayvan besleyenlerle ilgili. Geçimlerini besledikleri ineklerin sütlerini satarak sağlayan ailelerin sayısı kente bir hayli fazla. İnek sahipleri gündüzleri ineklerini sokaklara salmakta bir sakınca görmüyor. İnekler kent içinde dolaşır çöplerden beslenir, ortalığı dağıtır akşam da eve dönüyor. Ancak bu durumun kent yaşamı ile uyuşmadığı ortada. Kentin seçilmiş belediye başkanı Avrupa’da yaşamış dünya görmüş bir zat ve durumu kabullenmesi de bir hayli zor. İkna çabası olumlu sonuç vermeyince ineklerin gözaltına alınması emrini vermiş zabıta ekiplerine hatta belediye bünyesinde bir hayvan toplama ekibi kurup onları bu işle görevlendirmiş. Ekipler de sokaklarda gördükleri hayvanları toplamaya başlamışlar. Bir gün akşam bir evin ineği eve dönmemiş inek sahibi kadın başkanın evine gidip derdini başkanın karısına anlatmış. Tek geçim kaynakları olan ineğin belediye ekipleri tarafından tutuklandığın/gözaltına alındığını belirtip ineğinin bırakılmasını kocasından talep etmesini istemiş. Akşam başkan eve gelince eşi durumu kocasına anlatmış ve ineği bırakmasını istemiş. Yaptığı uygulamada bir hayli kararlı olan başkan karısına dönerek;”Kadın ben seni bırakırım ama ineği bırakmam!”demiş.
Konu inekten açılmışken diğer bir hikâyeyi anlatalım. Kent içinde yayaların karşıdan karşıya geçişini kazasız belasız sağlamak amacı ile kentin en işlek caddesi olan bulvara üst geçitler yapılmış. Belediye imkânları zorlanarak yapılan bu üst geçitler sayesinde kaza oranının düşmesi hedeflenmiş. Gel zaman git zaman vatandaşlar yine eski alışkanlıklarında ısrar ederek üst geçitleri kullanmadan altından geçmeye devam etmişler. Ancak araç yoğunluğunu fark eden inekler üst geçidi kullanmayı öğrenip kendileri üst geçidi kullanmaya başlamış. Bu durum kentin yerel basınına konu olunca vatandaşların kullanmadıkları ve ineklerin geçiş güzergâhı olan üst geçit kaldırılmış.
Ve kentin bu konudaki en son ve ilginç hikâyesiyle bitirelim. Biliyorsunuz hükümet son aldığı bir kararla kent içindeki başıboş/sahipsiz hayvanları barınaklarda toplamaya başladı. Plansız yürütülen kısırlaştırma ve toplama sayesinden alandaki köpek sayısı azaldı. Bu durumda yaban hayvanlarından olan domuz sayısında da artış oldu. Aç kalan veya yolunu şaşıran domuz sürüsünden bir kaçı kendini kentin merkezinde bulmuş. Kentin en kalabalık merkezinde yaya geçidinden geçen bir vatandaş aniden kendini yerde bulmuş. Araba çarptığını sanmış ama başını kaldırdığında gördüğü manzara düşündünden daha ilginç olmuş çünkü adama kent merkezine inen ve araçların korkusunda caddede hızla koşmakta olan domuz çarpmış. Çölde kutup ayısına rastlamak kadar ilginç olan kent merkezinde yaya geçidini geçerken bir domuzun çarpmasına maruz kalmak olmalı!