22 Ağustos 2026 - Cumartesi

DEMOKRASİ İLE KARŞI KARŞIYA KALMAK

DEMOKRASİ İLE KARŞI KARŞIYA KALMAK

Yazar - SİMURG - NİHAT EKİNCİ
Okuma Süresi: 6 dk.
SİMURG - NİHAT EKİNCİ

SİMURG - NİHAT EKİNCİ

-
Google News

Ülkece enteresan bir dönemden geçiyoruz. Yüzyıllık cumhuriyet tarihini tamamlama başarısı göstermiş olan bir Ortadoğu veya önasya ve hatta Avrupa kıtasını kuyruğundan yakalayabilmiş, jeopolitik konumu itibariyle dünyanın en hassas bölgelerinden birinde bulunan bir ülke olarak şimdi demokrasi ile karşı karşıya kalmak gibi bir konuma gelmiş bulunmaktayız.

Saltanat sisteminden kurtuluş hikâyemiz bir dünya savaşından yenilgi ile çıkmak ile sonuçlanmıştı. Parçalanmış ve yenilmiş olan ülkenin son kalanı üzerinden yeni bir yönetim şekliyle bir ülkeyi kurtarabilme başarısı gösterilmiştir. Bunun bedeli tabiî ki ağır olmuştur.

“Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın

Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.

Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın

Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda

Gördüğün bu tümsek Anadolu'nda,

İstiklal uğrunda, namus yolunda

Can veren Mehmed'in yattığı yerdir.” dizeleri boşuna yazılmamıştır. Yine;

"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda! Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda” dizeleri deniz kenarında güneşlenirken zevkten yazılan kelimelerden ibaret değildir. Bu topraklar üzerinde yaşayan herkes ve kesim büyük bedeller ödeyerek bu son kaleyi kurtarabilmiştir. Çanakkale şehitliğindeki mezar taşlarında kayda geçen bilgiler bunu net olarak göstermektedir.

Vatan kurtarıldı kurtarılmasına ama rejim değişikliğini rayına oturtmak elbette kolay olmadı. Bu sadece bizde değil dünyanın diğer ülkelerinde de kolay olmamıştır. Bir geçiş dönemi yaşanır ve bu geçiş dönemi de can acıtır. Nitekim sol cenahta mücadele edenler “devrim kendi yavruların yutar” gerçeğine aşinadırlar. Aynı durum sağ cenah için de geçerli elbet.

Kurtarılan veya kaptırılmayan son toprak parçası olan Anadolu toprakları üzerinde yeni Türkiye kurulurken saltanattan da vazgeçilerek cumhuriyet rejimine geçiş yapıldı. Çağın gereklerine göre bir düzenleme gerekiyordu ve dönemin şartları ve koşulları çerçevesinde bu gerçekleştirildi. Bu geçişin en sıkıntılı tarafı ise gerçekleri yok sayma veya görmeme ve hatta inkâr etme temelinde gerçekleşti. Yola çıkanlar unutulup yolda karşılaşılanlarla yola devam edilince isyanlar oluştu ve baskılarla ortaya çıkan tablo ne yazık kırılmalara sebebiyet verdi.

Bu yazının konusu elbette cumhuriyet tarihi değil ancak cumhuriyet tarihini bilmeden demokrasi meselesini izah edebilmek de kolay değil. Hanedanlıktan, tek adam rejiminden cumhura dönmek ve halkın iradesine göre yönetimi şekillendirmek cumhuriyeti gerektirir. Cumhuriyetin nimetlerini ise ancak demokrasi ve demokratik bir yönetim anlayışı ile elde edebilmekle mümkün olabilir.

Temel özellik veya kavram şu konuda yatar. İktidar güç demektir. Gücü elinde bulunduranların bunu kullanırken uyguladıkları yöntem oldukça önemlidir. Gücü kişi veya bir zümre lehine kullandığınızda diktatörleşme söz konusu olabilecektir. Gücü sınırlandıran bir unsurun olması gerekiyor. Bunun yolu da adalet ve hukuki çerçevedir. Adalet kavramını, hak ve hukuk kavramını, eşitlik kavramını, hakkaniyet kavramını bilerek riayet eden güç veya iktidar başarılı bir yönetim oluşturma şansına sahip olur. Başarılı olanlar yönettikleri toplumun huzurunu sağlar ve huzurlu olan toplum mutlu olur.

Huzurlu ve mutlu olan bir toplumun bireyleri asla bu düzenlerinin bozulmasını istemez ve buna izin vermezler. Huzurlarına ve mutluluklarına yönelen her türlü saldırıya karşı koyarlar ve birlikte mücadele ederler. Kazandıklarını kaybetmemek için ülkelerine, yönetimlerine, sahip oldukları değerlere sahip çıkarlar ve korurlar. Bu durum devlet ve millet arasında sağlam bir bağın oluşmasına vesile olur. Millet devletsiz yaşanmayacağını, devlet ise milletsiz varlık gösteremeyeceğini bilir ve kabul eder. Devlet millet için var olduğu gerçeğini hiçbir zaman unutmaz ve bu mantıkla hareket ettiğinden millet adına karar veren ve kanunlar koyan iradenin gösterdiği yolda yürür.

İşte böylesi bir düzende adalet güçlü olur. Adaletin güçsüz olduğu bir ülkede işlerin rayında yürümesi çok zordur. Çünkü yönetimi sınırlandırabilen güç adalettir ve adalet zayıflarsa gücü elinde bulunduranlar yanlış yaparlar. Güç baskıya dönüşür ve sonuç hüsran olur.

Günümüzde bu eşitlik ve güç dengesi demokrasi tanımlaması içerisinde değerlendirilir. Demokrasilerde kişilerin özgürlükleri sağlandığından, ifade özgürlüğü bulunduğundan, adalete güven olduğundan dolayı insanlar taleplerini rahatlıkla dile getirirler ve yönetenler de bu talepleri değerlendirerek karar verirler.

Cumhuriyeti kuran bir ülkenin evlatları olarak şimdi yüzyıllık bir tecrübeden sonra demokrasi ile karşı karşı bulunmaktayız. Büyük kapıdan içeri germek ve demokratik bir ülkede yaşamak için bir şansımız var bunu iyi kullanmak durumundayız. Demokrasiyi gerçekleştirmek cumhuriyet kadar önemli bir aşamadır. Bunun için demokratik alanda verilen mücadeleye destek vermek en sağlıklı yoldur.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.