İLAHLAR AMEDSPOR’UN BAŞARISI CEZALANDIRMALIMIYDI!
İLAHLAR AMEDSPOR’UN BAŞARISI CEZALANDIRMALIMIYDI!

M. Latif YILDIZ
-Evet; çünkü Amedspor haddini aşmıştı!
Düşünün bir kere…
Türk futbolunun yıllardır “Dört Büyükler” diye anılan Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor’un karşısına bir Anadolu takımı çıkıyor.
Üstelik sadece sahaya çıkmakla kalmıyor; önce Trabzonspor’u, ardından Beşiktaş’ı 3-2 mağlup ediyordu.
Olacak iş mi?
Olur mu hiç!
Amedspor böyle devam ederse dört büyüğün dördünü de rahatsız edecek. O halde birilerinin “Dur!” demesi gerekiyordu!
İşte bu nedenle, ironik bir dille söyleyelim: İlahlar Amedspor’un başarısını cezalandırmalıydı!
Çünkü mesele yalnızca futbol değil; mesele, Türkiye futbolunda yıllardır yerleşmiş olan “Büyükler başka, diğerleri başka” ( ki 70 yıllık Fenerbahçeliyim) anlayışın sorgulanmasıdır.
Amedspor Trabzonspor’u 2-1 yendiği karşılaşmanın ardından yalnız Amedspor değil, Trabzonspor da disiplin kurulunun yaptırımlarıyla karşılaştı.
Fakat asıl dikkat çekici, Amedspor’un sahada gösterdiği performansın ardından taraftar hakem kararlarının ve federasyon uygulamalarının futbolun önüne geçme görüntüsü kafaları bulandırdı.
Taraftar; Süper Lig kulüpleri Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor, Başakşehir gibi takımların başkanları ve temsilcileri ve diğer kulüp başkanları ve üyeler Federasyon ile diğer kurullarda oy sahibi olduklarını bilmezler. Ceza verme, tahkim kurulu vs. çok detaylar hakkında konuya vakıf değiller.
Sonra ne oldu? Beşiktaş maçı…
Amedspor yine kazanıyor: 3-2.
Bu kez tartışmanın merkezinde Vlahovic’in ceza sahasında yerde kaldığı pozisyon var. Pozisyonla ilgili farklı değerlendirmeler yapılabilir; ancak bazı eski hakem yorumcuları pozisyonda Amedspor aleyhine penaltı ve kırmızı kart verilmesi gerektiğini. Buna karşılık VAR kayıtlarının kamuoyuna açıklanmaması yeni soru işaretlerini getirdi.
Tam burada sorulması gereken soru şudur:
Amedspor kazanırken neden sürekli futbolun kendisinden daha büyük tartışmaların içine çekiliyor?
Amedspor’un başarılı olması kimseyi rahatsız etmemeli.
Tam tersine…
Bir Anadolu kulübünün yıllardır ekonomik, sportif ve kurumsal imkânları çok daha geniş kulüplerle mücadele edebilmesi Türk futbolunun zenginliğidir.
Bir takımın Trabzonspor’u yenmesi suç değildir.
Beşiktaş’ı yenmesi hiç değildir.
Yarın Galatasaray’ı veya Fenerbahçe’yi yenmesi de suç olmayacaktır.
Futbolun güzelliği tam da buradadır: Forma değil, sahadaki oyun kazanır.
Eğer Amedspor gerçekten iyi futbol oynuyorsa, rakiplerini yeniyorsa, puan topluyorsa, ligin zirvesine çıkıyorsa (ki 16 Ağustos’ta Erzurumspr’u 3-0; 31 Ağustosta Trabzon’u 2-1; 13 Eylülde İst. Başakşehiri 5-0; 20 Eylül’de Beşiktaş’ı 3/2 yenmişti) yapılması gereken onu aşağı çekmek değil, “Bu başarı nasıl geldi?” diye sormaktır.
Çünkü başarıyı cezalandırmak kolaydır.
Başarıyı kabul etmek ise daha zordur.
Amedspor bugün Türk futboluna belki de çok önemli bir şey hatırlatıyor:
Büyük olmak, büyüklerin arasında doğmuş olmak değildir. Büyük olmak, sahada büyük mücadele verebilmektir. Ki Büyük kulüplere aynı olaylarda daha hafif yaptırımlar uygulanıyor.
Bu nedenle Amedspor’un başarısından korkmak yerine, onun başarısını Türk futbolunun rekabet gücünün bir parçası olarak görmek gerekir.
Ve eğer bir gün Amedspor dört büyüğün dördünü de yenerse…
Kimse “Bu nasıl olur?” diye şaşırmasın.
Çünkü futbolun kitabında böyle bir yasak yok.
Asıl yasaklanması gereken şey, futbolun sonucuna önceden biçilen hiyerarşidir.
Amedspor’a “Dur!” denilecekse bunu hakem düdüğüyle, disiplin cezalarıyla veya saha dışındaki tartışmalarla değil, sahada daha iyi oynayarak yapmak gerekir.
Çünkü futbolun gerçek adaleti budur.
Ve Amedspor’a verilecek en büyük cevap da şudur:
“Seni durdurmak için değil, seni yenmek için daha iyi bir takım kuracağız.”
Bunun adı rekabettir.
Bunun adı futboludur.
Bunun adı adalettir.
Gerisi, futbolun üzerine düşen gölge olur.
ÇOCUK ROHAN SEFO
Sanat, müzik, yüzyıllardır insanlığın ortak dili, kültürlerin ve seslerin özgürce nefes aldığı en doğal alandır.
Çocuk yaşta müziğin saf coşkusunu ve kültürel zenginliği kitlelere ulaştıran seslerin dijital mecralarda engellenmesi, ifade özgürlüğü ve kültürel haklar bağlamında derin bir üzüntü ve vicdani sorgulama yaratmaktadır. 11 yaşındaki Rohan Sefo’nun yaşadığı süreç, bu hassas dengenin, dijital platformların keyfiyetinin örneği olarak öne çıkabilir.
Tabii ki Türkiye’de 11 yaşındaki bir çocuğun sosyal medya hesabına kısıtlama getirilmesi yasal olarak mümkün; çünkü hem ulusal mevzuat hem uluslararası düzenlemeler çocukların internet güvenliğini korumayı amaçladığını biliyorum.
Ancak bir şarkıyı ve içten yorumuyla milyonların sevgisini kazanan çocuk Rohan Sefo’nun, “Amedspor” adlı eseri icra etmesinin ardından sosyal medya hesaplarının erişime kapatılması, ciddi haksızlık olarak algılandı.
Henüz çocuk bir bireyin kültürel yorumunun bu şekilde engellenmesi, sadece kişisel mağduriyet değil; aynı zamanda kültürel ifadenin, müziğin ve masumiyetin görünmez çabası olarak görülebilir.
Kaldı ki kapatılma gerekçesine dair henüz (bu satırları yazdığımda) resmi bir açıklama yok.
Ancak olaya dair bilinen ailenin beyanları şudur:
Rohan Sefo’nun videosu kısa sürede yüksek etkileşim (yaklaşık 350 bin takipçili Instagram ve 250 bin takipçili Facebook) aldıktan sonra video altına yoğun tepki mesajları ve hesaba yönelik toplu/organize şikayetler (spam gönderimi) yapılmış. Gelen bu yoğun dalga nedeniyle platformların otomatik güvenlik/ihlal mekanizma tarafından kapatılmış olabilir.
Ayrıca aile ve yakınları, kendilerine ulaştırılmış herhangi bir mahkeme kararı veya resmi tebligat bulunmadığını ifade etmiş.
Bir öğretmen ve gazeteci olarak keşke aile çocuğun tepkiden etkilenmemesi için uyarılıp bizzat aile söz konusu hesabı kapatsaydı.
Bir çocuğun sanatsal ifadesinin ve iletişim kanallarının aniden kesintiye uğratılması çocuk üzerinden psikolojik bir tahribata yol açabilir.
Keşke olay temel hak ve özgürlükler açısından yasal ve etik çerçevelerce İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) uyarınca, bireyin dili, kültürü veya etnik kökeni ne olursa olsun düşüncelerini ve sanatsal üretimlerini açıklama ve yayma hakkı açısından dikkate alınsaydı.
Müzik, bu hakkın en temel araçlarından biridir.
Ayrıca Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, çocukların kendilerini özgürce ifade etme, kendi kültürlerini yaşama ve faaliyetlere katılma hakkını güvence altına alır.
Çocuk hesaplarının şeffaf olmayan gerekçelerle kapatılması, onların dijital dünyadaki varlıklarını ve haklarını zedelemektedir.
Küresel dijital platformlar, kurallarını uygularken şeffaf, adil ve orantılı olmak zorundadırlar. Otomatik algoritmalar veya organize şikayet kampanyaları sonucu bir çocuğun sesini kısmak, platformların tarafsızlık ilkesine gölge düşürüyor.
Rohan Sefo’nun sesinin kısılması hukuki ve vicdani zeminde yapılması gerekir; çocuk haklarını korumak, dijital platform kurallarını adil ve şeffaf bir biçimde denetlemek; müziğin ve dilin masumiyetinin susturulmasına izin vermemek gerek diye düşünüyorum.