FARKLI KÜLTÜRLER VE MÜZİK SEVGİSİ ÜZERİNE
Sosyal alanda Müzik ile ilgili çokça paylaşım yaparım. Çoğu Kürd müziği, Kürd stranları ve Türk halk müziğidir. Özellikle aşıklar, Alevi deyişleri ve sazını çok sever ve dinlerim.

M. Latif YILDIZ
-Ancak Kürd stran ve şarkıları bilinç altımda ayrı bir derinliği ve geçmiş anıları vardır.
Sanırım 5-6 yaşlarında henüz okula gitmemiştim. Babamın yakın dostu Hacı Mehmet Batman’da ( o zamanlar adı elixe köyü idi.) İluh deresine 300 metre mesafede köyün girişinde kurulu iki katlı bir köşkü vardı. 1950-1960’lı yıllarda, TV vb elektronik aygıtlar yoktu. Ancak yurt dışından ( özellikle Suudi Arabistan’dan) varlıklı aileler ünlü Alman Grundik marka şeritli teyp( kaset çalar) getirirlerdi.
Haci Mhemed Direjin de Grundik marka teypi vardı. Haftanın bazı geceleri o eve misafir olurduk. Kuru üzüm, peksimet, çay ikram edilir. Kaset çalardan da Kürd stranlerini dinlerdik. Stranbej (aşkı, savaşı, toplumsal göçü ve acıları) kuşaktan kuşağa Kürd dili ve edebiyatını bin yıllar sözlü olarak dilden dile aktaran kişilere verilen isimdi. Ünlü stranbej ( Kürdçesi Dengbej) harika bir sesi olan yörenin en meşhur sanatçısı Tayyibo adındaki sitranbejdi. Bu sanatçının sesi kasete kaydedilmişti. 18 yaşıma öğretmen okulu mezunu olana kadar Tayyibo ve sonraki yıllarda Salih’e Qubin ( Beşirili) ve benzeri Kürd sanatçıların stranları ile büyüdüm.
O yaşlarımda, ilk okula gidene kadar Kürdçe’den başka dil bilmediğim için beynin kimlik ve duygusal hafızanın hassas olduğu yıllarımdı. O seneler belli dil ve kültüre ait şarkılar bir nevi kimlik inşasıyla. Okul yılları başladıktan sonra ise “ben kimim, nereye aidim?” duygu ve düşüncesi oluştururdu.
Bu duygular ile söylenen aile, aşk, arkadaşlık, isyan, tarih, savaş, çatışma, şahi, stranlar bir nevi beynimde kodlandığı bir gerçektir.
Galiba benim çocukluktan iç güdüsel beyin hafızamın duygu merkezi fazla çalıştığı için stranlar daha kalıcı yer etmişti. Bu yüzden o şarkılar sadece “müzik” değil; aidiyet, gençlik ve hatıra taşıyıcısı haline geldi ve hayat boyu bende büyük bir iz bıraktı.
Oysa sandığımın aksine bilinç altıma yerleşen bir başka müzik daha varmış. Klasik müzik, Kürd müziği gibi beynimde yer edildiği için klasik müzik sevgim de oldukça yüksek oluştu.
En çok dinletilen Mozart, Beethoven, Chopin, Bach gibi piyano ve keman usta sanatçı konçertolarıydı.
Bu ilgi nereden mi geliyor? Diyarbakır İlköğretmen okulunda yatılı okurken, evci izniniz yoksa çarşı iznine çıkarsınız. Çarşı izni de belli saatlere bağlıydı. O yüzden yatakhanede klasik piyano ve keman ile güne merhaba derdik. Sabah kahvaltısından derslere girene kadar bu devam ederdi. Teneffüs aralığı, öğle yemeği ve dinletisi ile yeniden aynı müzik başlardı. Öğleden sonra dersler ile kesilirdi. Dersler bitince akşam yemeğine kadar klasik müziğin dünya devlerini dinlemeye devam ederdik.
Akşam yemeğinden sonra etüte kadar devam ederdi. Sözün kısası yatakhaneye gidiş ile müzik son bulurdu. Bu beyin yıkama metodu 3 yıl boyunca okulun koridor, yatakhanesi, yemekhane ve bahçede dinlenme saatine kadar, sabah, öğle, akşam, gece sürüp giderdi. Müzik dersi hocamız Fikret Uçar hoca ( Allah rahmet etsin) klasik müziği aşılamak için çok büyük uğraşı veriyordu. Ayrıca öğretmen olduktan sonra öğrencilerimize iyi bir müzik dersi vermemiz için çok çabalıyordu. Özellikle mandolini çalmak sınıfı geçmenin olmazsa olmaz kuralıydı. Nitekim bu ısrarı başına hayati bir sorun açmıştı. Bizden önceki dönemlerde bu tavrı çok daha katı kural olarak uygularmış. Öyle ki iki kardeşi mandolin çalmayı öğrenmedikleri için “öğretmen olamazlar” diye okuldan tasdikname verdirmiş. Bunun üzerine kardeşlerden biri Fikret hocayı okulumuza 300 metre mesafede Dağ Kapı surlarında kıstırıp 7-8 yerinden bıçaklamış.
O günden sonra ağzı eğri kalmış derlerdi. Fikret hoca her enstrümanını çalardı. Bazen ısrarımız, özellikle 3 yıl birlikte aynı sınıfta okuduğum sonra ünlü bir sanatçı olan Hüsamettin Subaşı ve Konya Bozkır ilçesinde bir dönem Belediye Başkanı olan Ramazan Sarı’nın isteklerini kırmaz harika saz da çalardı. Bu iki sınıf arkadaşım o günlerde gizli gizli gece kulüplerinde Ramazan saz çalar, Huso lakabını taktığımız Subaşı ise türkü söyleyerek okul harçlıklarını çıkarırlardı. Nitekim bu ikili ile sazlı, sözlü bir de boykotumuz olmuştu.
Haftanın 3-4 günü Sabah kahvaltısı mercimek, akşam nohut çıktığı için birinci sınıftan son sınıfa kadar okulun asi öğrencileri lakabı takılan 3-C sınıfı okul adına kazan kaldırdık. Yemekhaneden okul müdürünün makam odasına kadar mercimek döktük. Sonra yatakhane önünde Ramazan’ın sazı, Hüsamettin sesi ile eylem yaptık. Eylemin hikayesi uzun şimdilik bu kadarı ile yetineyim.
Farklı kültürlerin müzik sevgisini yazacağım derken konu Kürd Stranbej Tayyibodan ; Beethoven ve Mozart Klasik müziğinin devlerinden çocukluk ve okul anılarıma kadar geldi. Hayat böyle bir şey galiba. Farklı kültürlerin bıraktığı müzik zevkinin derinliğini siz okuyucularım ile paylaşmak istedim.
Kalın sağlıcakla.