CÜZDAN VİCDANI YENERSE…
On bir ayın sultanı, hayır ve bereket ayı olan mübarek Ramazan ayına bir kez daha ulaşmanın huzurunu yaşıyoruz.

Nedim ARSLAN
-Farkındaysak, bu ayın gelişiyle birlikte birçok insan davranışlarına daha fazla dikkat ediyor; daha merhametli, daha vicdanlı, daha hassas ve günahlardan uzak durmaya özen gösteriyor. Aslında bu tutum son derece güzel, ahlaklı ve olması gereken bir davranış biçimidir. Hoşgörü ve merhametin ön planda olduğu Ramazan ayında, dinimizin men ettiği davranışlardan uzak durmak hem ilahi bir emirdir hem de Müslüman olmanın gereği olarak vicdanlı davranmayı, ihtiyaç sahiplerine yardım etmeyi bizlere hatırlatır. Bu anlayış, yalnızca ibadetle sınırlı kalmamalı; hayatın her alanına sirayet etmelidir.
Her yıl olduğu gibi bu Ramazan ayında da kentimizde Allah’ın emirlerine uyan, imkânları ölçüsünde hareket eden sayılı iş insanlarımızı, sivil toplum kuruluşlarını ve birçok hayırseveri görmek sevindiricidir. Reklama kaçmadan, kimseyi rencide etmeden, gerçekten ihtiyaç sahibi olan insanlara destek verdiklerine şahit oluyoruz. Rabbim bu duyarlı insanların sayısını artırsın inşallah. Temennimiz, bu güzel örneklerin çoğalması ve toplumun her kesiminin imkânı nispetinde iyilik yapmaya yönelmesidir.
Ancak üzülerek ifade etmek gerekir ki, bazı kesimler için Ramazan ayı sona erdiğinde sanki tüm günahlar yeniden serbestmiş gibi eski alışkanlıklara dönüş yaşanıyor. Oysa gerçek İslam anlayışı bu değildir. Bir Müslüman, yılın yalnızca belirli zamanlarında değil; haftanın yedi günü, yılın üç yüz altmış beş günü aynı ahlak ve sorumluluk bilinciyle yaşamalıdır. Dinimiz; sadece Ramazan, kandil ya da bayramlardan ibaret değildir. İslam, insanın doğumundan ölümüne kadar hayatının tamamını kapsayan bir yaşam biçimidir.
FIRSATÇILIK OLMAMALI
Toplumsal davranışlarımıza baktığımızda ise tablo ne yazık ki iç açıcı değildir. Yaşanan depremler, pandemi süreci ve sonrasında derinleşen ekonomik kriz, toplumun büyük bir kısmını “denize düşen yılana sarılır” anlayışına sürüklemiştir. Kısa yoldan köşeyi dönme hevesi, ahlaki değerlerin önüne geçmiştir. Daha da üzücü olan, bu anlayışı benimseyenlerin hâlâ vazgeçmemesidir.
Salgın dönemlerinde, afet zamanlarında, Ramazan ayında ya da bayram arifelerinde bir ürünü değerinin çok üzerinde satmak hangi vicdana sığar? Dalından toplanan incirin 300 liradan aşağı verilmemesi, Batman’ın hemen dibindeki köylerden gelen salatalığın kilosunun 110 liraya satılması ya da basit bir halka tatlının 20 liradan sunulması hangi ahlaki ölçüyle açıklanabilir? Herkes, ekonomik krizi bahane ederek köşeyi dönmenin yollarını arıyor. Oysa yalnızca Batman’da değil, ülkemizde ve hatta dünyada dahi 30-40 yıldır çalışmasına rağmen bırakın köşeyi dönmeyi, insanca yaşam mücadelesi veren milyonlarca insan var.
Bir toplum vicdandan, merhametten ve adaletten uzaklaşırsa; karşılığında da vicdansızlığı, merhametsizliği ve adaletsizliği yaşar. Çünkü toplumlar ne ekerse onu biçer. Ne yazık ki bugün ülke olarak vicdanı ve merhameti bir kenara bırakmış; faiz, döviz, altın ve kısa yoldan zengin olma arayışının peşine düşmüş durumdayız. Bu noktada ülkeyi yönetenlerin denetim konusunda görevlerini yeterince yerine getirmediğini de belirtmek gerekir. Sonuç olarak, herkes kafasına göre saat başı fiyat belirlediği sürece; aradan bin yıl da geçse hayat pahalılığı sona ermez. Kısa yoldan köşeyi dönme anlayışı devam ettiği ve denetimsizlik sürdüğü müddetçe, bu ekonomik sıkıntıları hep birlikte yaşamaya devam ederiz. Unutulmamalıdır ki, her toplum hak ettiği şekilde yönetilir.
Hayırlı Ramazanlar dileğiyle.

