04 Nisan 2026 - Cumartesi

EMANETİN SESSİZ YÜKÜ

EMANETİN SESSİZ YÜKÜ

Yazar - Yusra AYDIN
Okuma Süresi: 5 dk.
Yusra AYDIN

Yusra AYDIN

-
Google News

“Ey insan! Sen sayılı günler gibisin. Her gün geçip gittikçe, senin de bir parçan gider.” diyen Hasan-ı Basrî, zamanın insan üzerindeki sessiz akışını ne de güzel ifade eder.

Geçmişten bugüne, tüm insanlığa emanet edilen yeryüzü; gökyüzüyle, toprağıyla, deniziyle çoğu zaman yalnızca bize aitmiş gibi yankılanır içimizde. Oysa biz, büyük sandığımız bu dünyanın ne sahibi ne de hâkimiyiz; sadece kısa bir süreliğine uğrayan yolcularız.

Emanet neydi? Bizim bildiğimiz anlam ile hakikatteki anlam bir miydi? Sahip çıkmak, korumak, güvenmek… belki de daha nicesi. Oysa emanet, yalnızca elde tutulan bir şey değil; yüklenilen bir sorumluluktur. Sahip olduğumuz her uzuv, soluduğumuz her nefes, karşılaştığımız her insan; her hayvan, her bitki… belki de farkına varmadığımız nice şey, bize emanet edilen ve sorumluluğunu taşıdığımız birer hakikattir.

Zamanın akışı içinde, aidiyet hissiyle baş başa kaldığımız her ân ve mekânda; insan, yaratılışında var olan “nisyan” ile unutmaya meyleder. Ve çoğu zaman unuttuğumuz şey, en çok korumamız gereken olur: emanetlerimiz…

Maddi, manevi ve insani sorumluluklarımız olduğu gibi; dinin de bize yüklediği sorumluluklar vardır. Bir Müslüman için namaz, oruç, zekât ve iyi insan olmak; aslında hayatın merkezinde yer alması gereken hakikatlerdir. Ne var ki, kimi zaman basit sandığımız bu değerler silikleşir; kimi zaman da zihnimizde ağırlaşarak ertelenen yükümlülüklere dönüşür.

Oysa dünya işleri söz konusu olduğunda, insan aynı yükü kolaylıkla taşıyabilir. Asıl zorluk, dengeyi kuramamaktadır. Emanetlere eşit bir hakkaniyetle bakamamak, görüp de gereğini yerine getirememek… İşte insanı yoran da tam olarak budur.

Onca umutsuzluğun ardında, umutla bize dönüş kapısı aralayan Rahman’ın varlığı en büyük tesellilerden biridir. İnsan, geçmişe yönelip peygamberlerin hayatından kendi payına düşen hakikati aldığında; emanetin bir gün son bulacağını ve ona hakkıyla sahip çıkanın, ebedî âlemde asıl yurduna kavuşacağını idrak eder.

Zamanımı Nuh Peygamber’in yaşadığı döneme çevirdiğimde, bugünün ölçüleriyle imkânsız gibi görünen uzun bir ömürle karşılaşırım. Rivayet edilen asırlar boyunca süren hayatına rağmen, tebliğine icabet edenlerin azlığı insanı hüzünlendirir. Fakat asıl olan, sonucun çokluğu değil; kendisine emanet edilen görevi layıkıyla yerine getirmesidir.

Nitekim ona “Dünya sana nasıl göründü?” diye sorulduğunda verdiği cevap, emanet bilincinin en sade ve en derin ifadesi gibidir:

“İki kapı arasında kısa bir vakit kaldım; birinden girdim, diğerinden çıktım.”

İşte bu bakış, dünyayı sahip olunacak bir yer değil; geçilip gidilecek bir emanet olarak görmenin ifadesidir.

Yüksek seslerin hüküm sürdüğü coğrafyalarda, mazlum coğrafyalara karşı süregelen zulüm, insanlığın üzerindeki emanete dair farkındalığın sınandığı en somut örneklerden biridir. Haklının ve mazlumun olduğu her yer, bize verilmiş bir emanettir; bu bilinçle yaşamak ve hareket etmek, ince bir çizgide yürümek demektir. Her çağın emanet anlayışı, farklı insan ve olaylarla tezahür etse de, bize tutulan ayna aslında amaç olarak aynıdır: sahip çık, gör ve duy.

Ne yazık ki, bu dönemde emanete karşı gösterilen ihanet; görmemezlik, duymamazlık ve umursamazlıkla kendini ortaya koyuyor. İşte insanın sınandığı bir diğer cephe de burasıdır: Emanete sahip çıkmamak, hem kendimize hem de bütün varlığa karşı bir ihmaldir.

Yaşamı, ekip biçmek ve karşılığını alıp bu âlemden göçmekten ibaret sanırız. Lakin yolcu olmak, yalnızca sınırları aşmak ya da yeni yerler görmek değildir. Asıl yolculuk; kâinata eşlik edebilmek, verilenin kıymetini bilmek, şükretmek ve emanetin hakkını hatırlamaktır.

Günün notu;

Belki de insanın yeniden kendini bulması, sahip olduklarını çoğaltmakta değil; kendisine emanet edilenleri korumakta gizlidir. Çünkü yeryüzü, gürültülü sahiplerin değil; sessiz emanetçilerin omuzlarında ayakta kalır. Ve insan, emanete sadık kaldığı ölçüde insandır.

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.